Basın Açıklaması: 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminin 27. Yıldönümü
BASINA VE KAMUOYUNA
17 AĞUSTOS 1999 BÜYÜK MARMARA DEPREMİNİN 27.YILDÖNÜMÜ
UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!
17 Ağustos 1999 tarihinde, son yüzyılın en büyük felaketlerinden birini yaşadık. O günün sabahı yerel saatle 03:02`de Kocaeli/Gölcük merkezli 7.4 Mw büyüklüğünde, yaklaşık olarak 45 saniye devam eden deprem büyük bir afet ortaya çıkardı. Binlerce insanımızın ölümüne ve yaralanmasına, milyarlarca liralık mal kaybına neden oldu. Depremden sağ kurtulanlara ise ömür boyu unutamayacakları bir acı bıraktı. Ülkemizde yaşayan uzak veya yakın her aileyi bir ölçüde etkiledi.
Resmi kayıtlara göre; 18.873 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 20.000’den fazla vatandaşımız yaralanmıştır. 285.211 konut, 42.902 iş yeri hasar görmüştür (AFAD). Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından Ekim 1999’da yapılan araştırma sonucuna göre 17 Ağustos depreminden en yoğun etkilenen 4 ilde üretim kaybının 2,4 milyar dolar olduğunu bildirilmiştir. Afet zararlarını azaltmak için harcanan 1 birim, afet sonrası yaraların sarılması için harcanan 8 birime denk gelmektedir. Bu nedenle afet olmadan önce zarar azaltma çalışmaları yapılmalı ve bu çalışmalara kaynak ayrılmalıdır. AFAD tarafından her il için hazırlanan ‘’İl Risk Azaltma Planları’’ rafa kaldırılmamalı, eksiksiz uygulanmalıdır.
Türkiye aktif bir deprem kuşağı üstünde bulunmaktadır. Ülke topraklarının, sanayisinin ve barajlarının büyük bir kısmı deprem kuşağı içinde yer almaktadır. Bir doğa olayı olan depremler geçmişte olduğu gibi gelecekte de olacaktır. Ancak bu doğa olaylarının afete dönüşmesi günümüz teknolojisi ve imkânlarıyla kabul edilemez durumdadır.
Bu doğa olayını çıkardığımız İmar Afları ile, yarattığımız dolgu alanları ile, zemin büyütmesi yüksek dere çökellerine yapılaşma ile, denetimsiz hazırlanan projeler ile bizler afete dönüştürdük, dönüştürüyoruz.
‘’İmar Barışı’’ adı altında; hiçbir mühendislik hizmeti almamış, 10 milyonun üzerinde kaçak yapı ruhsatlandırıldı ve denetlenme ihtimali de ortadan kaldırıldı.
Kamusal bir anlayışla yürütülmesi gereken yapı denetim sistemi ticarileştirildi. Yer mühendislik çalışmalarının denetimi ise gündeme dahi getirilmedi. İstanbul’da 39 ilçe belediyesinin büyük bir kısmında zemin etütlerinde yapılan jeofizik ölçümleri arazide yapılıp, yapılmadığını denetleyecek jeofizik mühendisi bulunmamaktadır. İstanbul’da dahi jeofizik mühendisi istihdamı bulunmuyorsa Anadolu’nun diğer il ve ilçe belediyelerindeki durumu düşünebilirsiniz.
Odalarımızın mesleki yeterlilik, belgelendirme ve denetim süreçleri kaldırıldı.
Kentsel dönüşüme ‘’Kötü Zemin / Kötü Yapı’’ öncelikli bölgelerden başlanması gerekirken rantı en yüksek bölgelerden başlamak tercih edildi.
Tüm bu adımlar depreme dayanıklı bir kent oluşturmanın önünde büyük bir engel haline geldi.
Peki neler yapılmalı?
Deprem sonrasında haberleşmek için GSM Operatörlerine büyük görev düşmektedir. Deprem anında ve sonrasında kesintisiz iletişim sağlamaları bir kamu görevidir. Bu konu kamu-özel sektör iş birliği ile çözümlenmelidir. Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak ‘’Jeolife’’ adını verdiğimiz mobil uygulamamız ile afet anında GSM ve internet hizmeti sağlanamaz ise bu uygulama üzerinden kısa mesafelerde bluetooth üzerinden iletişim sağlanabilecektir. Toplum yararına geliştirdiğimiz bu mobil uygulama App Store ve Play Store üzerinden ücretsiz ve hiçbir kişisel veri girişi olmadan indirilip kullanılabilir.
İletişim dışında bir önemli husus erişimdir. Projelendirmeleri yapan mimarlarımız engelli vatandaşlarımızın afet anında binayı kolay bir şekilde tahliye edebilmesine müsaade edecek yapılar tasarlamalıdır. Bizler jeofizik mühendisleri odası olarak her yıl ‘’Afete Hazırlıkta Engellileri Unutma Sempozyumu’’ düzenlemekteyiz. Sesimizi duyurmak için elimizden geleni yapıyoruz ancak karar vericilerin de bu sese kulak vermesi gerekmektedir.
Odalar, kamu yararına çalışan meslek örgütleridir. Bilimin ışığında, gerçekleri söylemekle görevlidir.
Odaları siyasi bir yapılanma olarak görmek en büyük afettir.
Doktorlarımız salgında olduğu gibi geçmişteki depremlerde olduğu gibi bundan sonra yaşanacak deprem ve diğer afetlerde de önemli görevler üstleneceklerdir. Depremin ruhsal olarak yarattığı etki de çok önemlidir ve insan hayatını uzun süre olumsuz etkilemektedir. Deprem gibi çok disiplinli bir çalışma konusunda Sağlık Bakanlığı’nın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın özgün ve bilgilendirici çalışmalar yapması beklenmektedir. Okullarımızda afet bilincini arttırıcı eğitimler ders programına eklenmelidir.
Afetlere dayanıklı / Güvenli yapılarda yaşamak insanların en temek ihtiyacı olan bir yaşam hakkıdır. Vatandaşlarımızın siyasilerden ve ülke yönetimine talip olanlardan bu hakkı yerine getirmelerini talep etmesi ve bu talebi her ortamda dile getirmesi önemlidir.
Vatandaşlarımız deprem güvenli konutlarda yaşamalı ve oluşturulan bilgi kirliliklerinden uzak tutulmalıdır. Uzmanlık alanı olmamasına rağmen deprem ve deprem tahminleri hakkında yorumlar yapan kişiler halkı korku ve paniğe sürüklemektedir. Bunun önüne geçmek için bu açıklamalar bir kamu kurumu aracılığıyla ya da oluşturulacak bir ‘’Deprem Bilim Kurulu’’ tarafından yapılmalıdır. Ülkemiz gibi deprem potansiyeli yüksek Japonya, Çin, Yunanistan, ABD, İran gibi ülkelerde deprem ile ilgili açıklamalar o ülkenin deprem araştırma merkezleri tarafından yapılmaktadır. Bilim insanları yapacağı açıklamaları bilimsel verileri ile desteklemeli, referans göstermelidir.
Deprem sonrası yerine konulamayacak bir insan canı diğeri ise tarihi yapılardır. Bize miras kalan bu yapıların gelecek dönemlere aktarılması için incelenmeli, güçlendirilmeli ve sürekli olarak yapı sağlığı izleme sistemleriyle denetlenmelidir. Yapılara tahribat vermeden yapı jeofiziği yöntemleriyle bu incelemelerin yapılması ve denetlenmesi için Arkeoloji Müzelerinin, Koruma Kurullarının ve Kültür Dairesi Başkanlıklarının da jeofizik mühendisi istihdamı sağlaması gerekmektedir.
Yağışlar sonrası birçok otoyolun çöktüğünü bilinen bir gerçektir. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde karayollarının nasıl kullanılamaz hale geldiğiniz yakından izledik. Deprem ülkesinde, depreme dayanıklı yolların yapılması gerektiği bir ülkede, afet anında kesintisiz bir ulaşımın çok önemli olduğu bir ülkede Karayolları Genel Müdürlüğü’nün karayolları teknik şartnamesinde jeofizik mühendisliği hizmetleri ve yöntemleri yer almamaktadır. Acilen karayolları teknik şartnamesi revize edilmeli ve yerbilimlerine ait tüm disiplinlere gerektiği önemi göstermelidir. Ülkemizdeki otoyolları yapan özel şirketleri kamuda çalışan mühendislerin denetlemesi önem arz etmektedir. Bu nedenle Karayolları Genel Müdürlüğü ivedilikle tüm bölge müdürlüklerine Jeofizik Mühendisi istihdamı sağlamalıdır.
100 yaşını dolduran Cumhuriyetimizde, deprem başta olmak üzere tüm afetlere dirençli kentler oluşturmak için büyük bir ivme kazanılmasını, planlanan çalışmaların uygulamaya geçilmesini görmeyi temenni ediyoruz.
Saygılarımızla.
TMMOB JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBESİ 19. DÖNEM YÖNETİM KURULU