BASIN AÇIKLAMASI 17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMLERİ 27. YILDÖNÜMÜ
Bundan tam 27 yıl önce, Türkiye için sadece yapıları değil, insanların gelecek umutlarını, aile birliklerini de yıkan çok acı bir gündü, 17 Ağustos 1999’da 7.4 büyüklüğünde (Mw) Gölcük depremi meydana geldi. Akabinde meydana gelen 12 Kasım 1999 (Mw=7.2) Düzce-Bolu depremleri de bu sürecin devamı olarak kayıt edilmiştir. Bu katastrofik depremlerde onsekizbin üzerinde can kaybı ve çok büyük miktarlarda maddi kayıplar meydana gelmiştir. Bu büyük bedelin en büyük sebebi ise kötü zemin koşullarına uygun olmayan yapı kalitesinde yapılaşma ve deprem gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Deprem Kocaeli ilinde olmuş, en ağır hasar ve kayıplar ise Gölcük, İzmit, Adapazarı, Yalova ve İstanbul’un ilçelerinde meydana gelmiştir.
Ülkemiz, dünyanın en etkin ve yıkıcı deprem kuşaklarından birinde bulunmaktadır. Bu deprem kuşağı ülkemizin tüm bölgelerinde etkili olan geniş fay zonlarıyla dağılım göstermektedir. Bu fay zonlarından en uzun ve önemlilerinden biri olan Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) 1999 depremlerini üreten fayları barındırmaktadır. Bir diğer büyük ve aktif olarak bilinen fay zonu olan Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) ise 6 Şubat depremlerini üretmiştir. Depremlerin yeri ve “Asrın Felaketi” tanımının sadece boyutları biraz değişmekte ancak arkasında yine gözü yaşlı bir halk ve yıllarca sürecek ekonomik problemler ortaya çıkmaktadır. Geçmişteki birçok yıkıcı depremlerde olduğu gibi gelecekte de meydana gelecek depremlerde de, önlemler alınmadığı takdirde büyük mal ve can kaybına uğrayacağımız gerçeği unutulmamalıdır.
Ülkemizin tamamında, deprem üretme potansiyeline sahip fay yapıları bulunmaktadır. Unutmayalım ki deprem sadece fay üzerindeki kentleri değil bazen 100 km ve daha uzak bölgelerde de etkili olmaktadır. Dolayısıyla ülkemizde deprem konusu tüm vatandaşları birinci dereceden ilgilendirir ve sorumluluk almaya mecbur tutar. Deprem bilincinin tüm ülkede yaygınlaşması çok büyük önem taşır. Türkiye, deprem bilinci oluşturulamamış bir halk olarak depremleri afete dönüştürmüş, pek çok can ve mal kaybına yol açan zararlara uğramıştır. Depremlerde yapıları kullananlar kadar, üretiminde yer alanların da aynı bilinç ve sorumlulukları taşıması gerekir. Depremlerde sadece yaşam alanları değil yol, baraj ve havaalanı gibi yapıların da zarar görmesi sebebiyle telafisi çok uzun yıllar süren ve büyük maddi kayıplara yol açan zararlar ortaya çıkmaktadır.
Deprem, ülkemizde kaçınılmaz bir yaşam gerçeğidir. Unutulmamalıdır ki; geçmişte büyük depremler olduğu gibi, gelecekte de olmaya devam edecektir. Depremlere karşı hazırlık süreçleri deprem öncesi, deprem sırasında ve depremden sonra yapılacaklar olarak sınıflandırılmaktadır. Bunlardan en önemlisinin depreme dirençli kentler oluşturmak ve depremden önce gerekli önlemlerin alınmasıdır. Bunu sağlamanın yer bilimleri açısından en temel yolu, zemin özellikleri ve doğru belirlenmiş parametreler kullanılarak deprem dirençli inşa edilmiş binalar üretilmesine aracılık etmektir. Depreme müdahale edemiyoruz ancak zemin ve yapı ilişkisini doğru kurmak bizim kontrolümüzde ve çok önemli. Bunun için de zemin parametrelerinin belirlendiği etüt raporlarının yetkin Jeofizik Mühendisleri tarafından hazırlanarak bu raporların kontrolü ve saha çalışmalarının denetlenmesi de Belediyeler ve tüm kurumlarda çalışan Jeofizik Mühendisleri tarafından yapılmalıdır.
Depremler önlenemez, ancak zararları azaltılabilir. Deprem riskine karşı insanlarımızın konaklama ve mühendislik yapılarında huzur ve güven içinde bulunmaları için;
-Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de depreme dayanıklı yapı tasarımı için zemin etütlerinde mutlaka Jeofizik Etüt çalışmaları belirleyici olmalıdır.
-Jeofizik Mühendisleri, Yapı Denetim Kuruluşları ortağı olarak, tüm jeofizik etütler, ilgili zemin laboratuvar deneyleri, jeoteknik etüt ve yapıda hasarsız jeofizik testlerle ilgili projelerin müellifi ve denetçisi olmalıdır.
-İmar planına altlık teşkil edecek jeofizik-jeolojik-jeoteknik etütler yapılmadan yeni yerleşim yerleri belirlenmemeli, ada ve parsel bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir.
-Afet risklerinin azaltılması sürecinde önemli bir rolü olan yerel yönetimlerin kontrol ve denetim görevlerini yerine getirebilmeleri için başta Jeofizik Mühendisi olmak üzere teknik personel istihdamı sağlanmalıdır.
-Jeofizik yöntemlerin uygulanmasında kullanılan ekipmanların kullanımı, veri değerlendirilmesi, yorumlanması ve raporlanması sadece Jeofizik Mühendisleri tarafından yapılmalı ve yine yetkin Jeofizik Mühendisleri tarafından kontrol ve denetlenmeleri sağlanmalıdır.
“17 Ağustos 1999 Kocaeli Depreminin 27. yıl dönümü” vesilesiyle, tüm depremlerde yaşamını yitiren vatandaşlarımızı saygıyla anıyor, depremzede yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz. Deprem bilincinin her geçen gün arttığı ve sorumluluklarını bilen bireylerin yetiştiği yarınlar diliyoruz.”
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
15.Dönem Yönetim Kurulu