BASINA VE KAMUOYUNA
13 Mart 2026 tarihinde Tokat ili Niksar ilçesi merkezli meydana gelen 5,5 büyüklüğündeki deprem, ülkemizin aktif fay hatları üzerinde bulunduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmıştır. Depremin çevre illerde de hissedilmiş olması, bölgenin deprem potansiyeli ve yerel zemin koşullarının önemini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Öncelikle depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Türkiye, dünyanın en önemli deprem kuşaklarından biri üzerinde yer almakta olup, bu coğrafyada deprem bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir doğa olayıdır. Bu nedenle afet yönetimi politikalarının temelinde; bilimsel veriler, mühendislik disiplinleri ve özellikle yerbilimleri bulunmak zorundadır.
Depremler sonrasında yapılan açıklamalar ve ilk gözlemler göstermektedir ki; yapı güvenliği kadar zemin özellikleri, yerel zemin davranışı ve yeraltı koşullarının doğru belirlenmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu noktada jeofizik mühendisliği, yeraltının fiziksel özelliklerini ortaya koyarak deprem tehlikesinin doğru analiz edilmesinde kritik bir rol üstlenmektedir.
Depreme dayanıklı şehirler inşa etmek yalnızca yapı tasarımıyla değil;
sağlıklı zemin etütleri,
jeofizik ölçümler,
mikrobölgeleme çalışmaları,
yerbilimlerinin birlikte yürütüldüğü disiplinler arası mühendislik süreçleri ile mümkündür.
Ancak ne yazık ki ülkemizde pek çok yerde zemin araştırmalarının yeterli kapsamda yapılmadığı, bilimsel çalışmaların zaman zaman göz ardı edildiği ve yerbilimlerinin planlama süreçlerine gerektiği ölçüde dahil edilmediği görülmektedir.
Bu durum yalnızca teknik bir eksiklik değil, aynı zamanda can güvenliğini doğrudan ilgilendiren ciddi bir risk oluşturmaktadır.
Jeofizik Mühendisleri Odası olarak bir kez daha vurgulamak isteriz ki;
Deprem zararlarının azaltılması için bilim ve mühendislik temel alınmalıdır.
Yerbilimleri disiplinleri planlama ve yapılaşma süreçlerinde etkin biçimde yer almalıdır.
Zemin ve yeraltı koşulları bilimsel yöntemlerle belirlenmeden yapılaşmaya izin verilmemelidir.
Deprem tehlikesi yüksek bölgelerde mikrobölgeleme çalışmalarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki;
Deprem değil, bilimden uzak planlama ve mühendislikten yoksun yapılaşma can almaktadır.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası olarak; ülkemizin deprem gerçeği karşısında bilimsel, teknik ve kamusal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğimizi, deprem risklerinin azaltılması için her türlü bilimsel katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Saygılarımızla.
TMMOB
JEOFİZİK MÜHENDİSLERİ ODASI