Ülkemizde Su Güvenliği ve Jeofizik Mühendisliği
2100 yılına kadar yüzde 25 azalma riski bulunan suyun korunması ve verimli kullanılması temel bir ulusal sorundur. Bu nedenle su kaynaklarının korunması stratejik bir sorundur. İklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı ve SU KANUNU çalışmalarının gündemde olduğu bu dönemde, konuya ilişkin görüşlerimizi kamuoyu ve ilgili kurumlarla paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Su güvenliği. tüm meslek alanlarının, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve toplumun ortak sorumluluğunda olan kolektif bir milli güvenlik meselesidir. Bu anlamda Odamız, bu sürece ilişkin görüşlerini kamuoyunun ve değerli kamu kurum kuruluşlarımızın takdirine sunmak ihtiyacını duymuştur.
Şöyle ki; İklim değişikliğinin en ağır etkilerinden biri, hiç kuşkusuz su kaynakları üzerindeki baskının artmasıdır. En temel önlem nedir sorusunun cevabı şudur: içme-kullanma suyu temin edilen havzaların korunmasını sağlamak amacıyla iklim değişikliği de dikkate alınarak koruma planlarının hazırlanması, içme suyu arıtma tesislerine ilişkin standartların belirlenmesi, su verimliliği uygulamaları, ulusal su veri tabanının oluşturulması, sınır aşan suların yönetimi ve iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkilerinin izlenmesidir. Bununla birlikte yağış rejimindeki düzensizlikler çok ciddi bir etkendir.
2025 yılı Temmuz ayında açıklanan güncel nüfus verileri dikkate alındığında, ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.305 m³ düzeyindedir. Bu değer, Türkiye'nin halihazırda "su stresi yaşayan ülkeler" kategorisinde bulunduğunu göstermektedir. Nüfus artışı, iklim değişikliği ve artan su talebi birlikte değerlendirildiğinde, ülkemizin 2030 sonrasında "su kıtlığı yaşayan ülkeler" sınıfına yaklaşacağı öngörülmektedir.
Bu nedenle yürütülen "Ulusal Su Verimliliği Seferberliği"nin başarısı, öncelikle su kaynaklarının doğru yöntemlerle araştırılmasına, tanımlanmasına ve izlenmesine bağlıdır.
Özellikle su verimliliğinde Jeofizik Mühendisliği uygulamalarının (hidrojeofizik) su kaynaklarının araştırılması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımında vazgeçilmez bir rol üstlenmektedir. Yeraltı suyu rezervlerinin belirlenmesi, akiferlerin karakterizasyonu, tuzlu su girişimlerinin izlenmesi, kaçak ve kayıp su alanlarının tespiti ile yeraltı suyu potansiyelinin ortaya konulmasında jeofizik yöntemler temel mühendislik araçlarıdır.
Su güvenliği, Jeofizik ile başlar.
Hidrojeofizik, su kaynaklarına bütüncül bakışın ilk aşamasıdır. Bütüncül yaklaşım hidrojeofizik ve hidrojeoloji ile başlar kırsalda içme suyu yönetimi, atık suyun arıtılması, yeniden kullanım, kurakçıl peyzaj uygulamaları, yağmur suyu hasadı, gri su sistemleri mevcut su kaynaklarının gerçek zamanlı/mevsimsel izlenmesi gibi havza ve il bazlı çözümler ile devam eder. Ülkemizde şebeke su kaybı yüzde 35 ile yüzde 60 arası değişmektedir.
Bu anlamda; başta Su Kanun Taslağı olmak üzere tüm yasal düzenlemelerde jeofizik mühendisliğinin, Odamızın daha önce yaptığı kamusal öneriler doğrultusunda yer alması hayati önem taşımaktadır.
Su kaynaklarımızın verimli, güvenli ve stratejik bir anlayışın inşasında Jeofizik Mühendisliği temel disiplinlerden biridir. Dünyadaki başarılı uygulamalarda da görüldüğü üzere, kurakçıl peyzaj yaklaşımları, bilimsel planlama ve akıllı su yönetim sistemleri artık bir tercih değil, zorunluluktur.
TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası
21.Dönem Yönetim Kurulu